Jean Baudrillard - Simülasyon Kavramı

Ünlü postmodern düşünür Jean Baudrilliard gerçekten kitaplarını keyifle okuduğum ve fikirleriyle toplumlara bakışının fark yarattığını düşündüğüm ender kişilerden biridir. Özellikle siyasi ve ideolojik fikirler üzerine çalışmalarını sürdüren Baudrilliard, imza projesinin simulasyon kuramı olduğunu söyleyebiliriz.Özellikle belirtmek isterim ki Baudrilliard genel olarak siyasi ve ideolojik olan bütün fikirleri reddetmemesiyle beraber, diğer düşünürlerden dönemi itibariyle ayrı bir yere sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Baudrilliard'ın ortaya atmış olduğu simulasyon kuramına göre yaşamış olduğumuz Dünya'nın kültürü ve toplumu gerçekle olan bağlantısını yitirmiştir. Bunun sebebi ise yaygınlaşan kitle iletişim araçlarının (gazete, televizyon, dergi, radyo hatta internet vb.) gerçekleri olduğu gibi göstermemesinden ve kullanıcıların algısını yönetmekten kaynaklandığı ileriye sürülmektedir. Baudrillard, toplumları oluşturan bireylerin 20.yüzyıl içerisindeki yaşama amaçlarını ve ülkelerin bulunduğu sistem içerisindeki anlamını sorgulayarak ''simulasyon kuramının'' temelini oluşturmuştur.

Baudrillard'ın simulasyon kuramını basit bir şekilde ele almamız gerekirse, televizyonlarda yer alan evlendirme programlarını örnek verebiliriz. Normalde evlenme programlarında olması gereken şeyin ''bir erkek ve bir kadının (bir çiftin) tanışıp, gerçek hayattaki gibi evlenmesi gerekmektedir.'' Ancak günümüzdeki evlenme programlarında, bu süreç olması gerektiği gibi işlememektedir. Evlenme programları içerisinde belirli aşamalar oluşturularak normalde evlenmesi gereken çiftlerin, reality şov formatında sunularak (olması gerekenden farklı şekilde) olayların gerçeklik algısını değiştirmektedir.

Aslında bu noktada kitle iletişim araçlarında (özellikle televizyonda) toplumlara sunulan programların/yayınların gerçekte olması gibi değil de, sahte bir Dünya oluşturularak bize sunulması, simulasyon kuramının en temel unsurudur. Bunun sebebi ise özellikle kitle iletişim araçlarında gerçeği olduğu gibi yansıtılması takdirde, gereken ilgiyi sağlamamasından kaynaklanmaktadır. Basit gibi gözükse de, kitle iletişim araçlarında izleyicilerin/okurların ilgileri oldukça önemlidir. İlgi düzeyi artarsa kitle iletişim araçları takip edilmeye başlanır ve insanlar gerçek hayatlarından zamanla koparak kitle iletişim araçlarına bağlanır. Yani bireyin yaşaması gereken hayatından çok, kitle iletişim araçları tarafından ona sunulan hayatı kabullenmeye başlayacaktır. Bu öyle bir noktadır ki, bir başkasının oluşturduğu Dünya'nın içerisinde yer alınacağı için, ipin ucu nereye çekilirse birey de o tarafa doğru gider. Bu noktaya hiper gerçeklik (kişinin esas gerçeğe değil değişen gerçekliği kabullenip, doğru sanması) denmektedir. Bu aşamada gerçeklik simülakr hale gelir ve asıl gerçeği gizler.


Baudrillard'a göre gerçeğin yeniden üretilmesi (form değiştirmesi ve gerçeğin içerisine farklı şeylerin eklenmesi) sistemde yer alan bir hata olarak yorumlanmaktadır. Özellikle kitle iletişim araçları sıklıkla bu metodu izlediğinden ötürü Baudrillard'a göre ''politika, iktidar, hükumet'' gibi kavramlar gerçekliğini yitirmiştir ve ülkenin başında olan yapıların asıl görevini yapmadığını, sadece yapıyor gibi gözükmekte olduğunu ileriye sürmektedir. Tam da bu noktada kitle iletişim araçları hem köprü görevi görmektedir.
Kitleler iktidar tarafından güdümlenmiş, futbolla uyutulmuştur. - Jean Baudrillard 
Günümüzde kitle iletişim araçları içerisinde gerçeği gizleyen ve sanal gerçeklik oluşturan en iyi yapı televizyondur. Çünkü hem kitle iletişim araçları içerisinde algılama oranı en yüksek olan araç hem de sahte gerçeklik oluşturmak diğer kitle iletişim araçlarına göre çok daha kolaydır. Aptal kutusu olarak nitelendirebileceğimiz televziyon tek yönlü iletişim aracı olmasından dolayı büyük bir anahtar niteliğindedir. Televizyon içerisinde yer alan ''diziler'' sanal gerçeklik yaratmak için mükemmel bir unsurdur. Çünkü gerçeğin farklı gibi gösterilip, bireylerin algısının değişmesi halinde dizilerde devamlılık olduğundan ötürü, bireyi hiper gerçeklik (sanal gerçeklik) içerisinde çok daha uzun yer alabilir.
Kitle, toplumsalın içinde kaybolmuş karanlık bir deliktir. - Jean Baudrillard
Baudrillard'a göre ''gerçeği daha gerçekçi gösterilmesi'', hiper gerçeklik oluşmasını sağlayacağı için algı yönetimi içerisinde yine yer alacaktır. Gerçeği daha gerçek gösteren en büyük şey ise filmlerdir. Özellikle biyografik, kahramanların yer aldığı ya da başrol oyuncularının çok ön planda olduğu filmler, hiper gerçeklik oluşturmaktadır. Örnek vermemiz gerekirse, bir film içerisinde başrol oyuncusunun çok ön planda olması (filmin sürekli onun üzerinden dönmesi) başrol oyuncusunu filmde tanrılaşmasına neden olacaktır. Bu da hiper gerçeklik noktasında bireyin algısını yönlendirecektir.

Toparlamam gerekirse, Baudrillard'a göre günümüzde kitle iletişim araçları çığırından çıkmıştır ve gerçeği göstermesi gereken kitle iletişim araçları, sahte gerçeklik yaratarak toplumları dilediği şekilde algısını sürükleyerek ''aptal ordusu'' oluşturmaktadır. İnsanların gerçeklerle yüzleşip, gerçek hayata endekslenmesi gerekirken bir başkasının yarattığı sanal bir gerçekliği kabul edip ona göre yaşamak biraz tuhaf bir durum. Açıkçası bu noktada bana kalırsa bireylerin birçoğu gerçeği değil, olmasından mutlu/memnun bir gerçeklik istiyorlar. Kitle iletişim araçları da bu gerçekliği bireylere sunuyor. Acaba gerçekten, gerçekle yüzleşmek yerine bir başkasının Dünyasında yaşamaktan vazgeçecek miyiz?

Yazımı Etkileyen Noktalar
  • Müzik: Aphrodite's Child - The Four Horseman
İleri Okuma

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder