Kahve Arası #1



Bazı akşamlar kendimi, geçmişimde buluyorum.
Adım attığım her sokak seni bana anımsatıyor.
Gördüğüm her yer, gökyüzündeki siluetini kafamda canlandırıyor.

Aslında gözlerin geride değil, ileride olması gerektiğini senden öğrenmiştim.
Gözler hep ileride, geleceği görmeye çalışmaktı onların amacı.

Kendimden bir parçanın eksildiğini düşünüyorum.
Eksik bir kalp,
eksik bir yüz.

Eksikliği tamamlamaya çalışınca,
boşluğa daha da çok batıyor gibiyim.

Yine de,
dünya dönüyorsa hala, sen nefes alıyorsun diye.

Timeo hominem unius libri

"Tek kitaplı insanlardan sakınırım..."

Yukarıdaki söz Aristo'nun düşüncelerinden etkilenen Thomas Aquinas'a aittir. Cümle içerisindeki "tek kitap" kavramı dini ya da farklı figürleri çağırsa da, özünde çoğulcu düşüncenin öneminden bahsetmiştir. Thomas Aquinas bu sözü aslında üniversiteler için söylemiştir.

Çoğulculuk kavramı bireyler ve toplumlar açısından son derece özel bir yere sahiptir. İlk olarak çoğulculuk, bireylere ve toplumlara seçim şansı tanır. Farklı düşüncelerin varlığını gözler önüne serer. Farklı düşünceler, farklı bakış açıları ve farklı yorumlamaları beraberinde getirir.

Thomas Aquinas bu sözü her ne kadar üniversitelerin yapı taşlarını belirlemek için söylese de, aslında bu söz bireyin kendisini şekillendirmesi ve geliştirmesi açısından son derece kritik bir yere sahiptir.


Yukarıdaki heykel Hacettepe Üniversitesi'nin Beykent Kampüsü girişinde yer almaktaydı. Üniversite gibi bilginin uçsuz bucaksız olması gereken yerde 2012 yılında üniversite rektörü Murat Tuncer tarafından bu heykelin üzerindeki söz değiştirildi. Değişimin sebebini tam bilmemekle beraber, muhtemelen "tek kitap" kavramının farklı lanse edilmesinden dolayı olduğunu düşünüyorum.

Her ne kadar,


Heykeller yıkılsa da,
düşünceler sansürlense de,
insanlar öldürülse de;

bu söz,
gerçek insanların hayatlarının merkezinde kalmaya devam edecektir. 

Yazımı Etkileyen Noktalar:

İnsan Beynine Bilgi Yüklemeyi Başardılar

Bilim kurgu filmlerinin en önemli yapıtlarından bir tanesi olan Matrix serisini az çok bilirsiniz. 1999 yılında Matrix serisinin ilk filmi yayınlandığında, film içerisinde meşhur Kung-fu sahnesi vardı. Neo herhangi bir şekilde Kung-fu bilmemesine rağmen, beynine Kung-fu bilgisini yüklemişti.

Konuyla ilgili bilgi yükleme kompozisyonu sadece yabancı yapımlarla sınırlı değil. Türk sinemasında yer alan G.O.R.A. filmindeki Arif karakteri de beynine karışık dövüş sanatları yükleyip, Matrix serisine gönderme yapmıştı.

Bilim kurgu filmlerinde karşılaşmış olduğumuz bilgi yükleme işlemi yavaş yavaş gerçek oluyor. Geçtiğimiz günlerde konuyla ilgili başarılı bir adım atıldı ve insan beynine bilgi yüklemeyi başardılar.
__________________________________________________________________________________________________

Amerikalı blim insanları, insan beynine doğrudan bilgi aktarabilen ve bireylerin daha önce hiç bilmediği yetenekleri çok daha kısa sürede öğrenebileceğini sağlayan bir simülatör geliştirdiler. Geliştirmiş oldukları bu simülatöre "hayatın sanatı taklit etmesine" benzetiyorlar.

Kalifornia merkezli HRL Laboratories araştırmacıları, öğrenme yeteneğinin geliştirildiğini ancak bir Hollywood filmlerine kıyasla çok daha küçük bir ölçekte bulduklarını söylüyorlar. Bilim adamları, gerçekçi bir uçuş simülatöründe uçak kullanmakta olan usta bir pilotun beyninden gelen elektrik sinyallerini aynı simülatörde çalışmakta olan çaylak pilotların beynine aktardı.

Aşağıdaki videoda uçak kullanmayı bilmeyen sıradan birinin beynine verilen sinyaller neticesinde uçağı nasıl uçurduğunu görebilirsiniz.


Bir nörobilim akademik dergisinde yayınlanan makalede, elektrotlu başlıklar üzerinde uyartı alan deneklerin, herhangi bir uyartı almayan deneklere göre görevleri %33 daha başarılılı biçimde tamamladığı bildirildi. Dr. Matthew Philips, “Sistemimiz, kendi alanında bir ilk. Bu bir beyin stimülasyonu sistemi.” diyerek sistemin nasıl çalıştığını kabaca özetliyor.

Dr. Philips, bu gelişmenin arkasındaki bilimsel nedenleri “Kulağa her ne kadar bilim kurgu gibi gelse de, sistemi geliştirmemizin arkasında geniş bir bilimsel temel var. İncelediğimiz görev, bir hava aracının kumanda edilmesi, ki bu fazlasıyla algısal performans ve motor performansı gerektiriyor. Bir şeyi öğrendiğiniz zaman beyniniz fiziksel olarak değişir. Nöroplastisite adlı süreçte yeni bağlantılar kurulur ve varolan bazı bağlantılar güçlendirilir. Konuşma ve hafıza gibi bazı yetenekler beynin belirli bölgelerinde barındırılır.” şeklinde açıkladı.

Amerikalı bilim adamları, bu beyin stimülasyonu sürecinin araç sürmeyi öğrenme, yeni bir dil öğrenme ya da sınavlara hazırlanma gibi amaçlar için de kullanılabileceğini belirtiyor. “Sistemimizin yaptığı şey, beynin belirli bölgeleri siz öğrenme sürecindeyken hedefleyerek geliştirmek. Kullandığımız yöntem aslında oldukça eski. Antik Mısır’da 4000 yıl önce elektrik balığı kullanılarak beyin uyarılıyor ve acı azaltılıyordu.” diyerek eskiden ilham almayı öğütleyen Dr. Philips, beyin stimülasyonunun öğrenme yeteneği üzerindeki önemini tekrar vurguluyor.

Kaynak & Bilgi:

Schopenhauer: Evlilik & Boşanmalar

Evlilik...

Kimine göre ortak bir çatı altında yaşamak,
kimine göre hayatı paylaşak,
kimine göre sıfırdan başlamak...

Sonu nasıl olursa olsun,
bana göre evlilik;
Dünyanın en riskli kumarıdır...

İnsanlar her ne kadar bunu reddetse de, evlilik dediğimiz olgu seksi yasallaştırmak için yapılan bir müessesedir. Bir çiftin beraber olması için evlenmesine gerek yoktur. Bir çiftin birbirinin gözlerinin içine bakmak için evlenmek gerekmez. Bir çiftin duygularını paylaşmak için evlilik denen yapıya ihtiyacı yoktur. Toplum baskısı ve bazı kuralların yapısından ötürü insanlar evlenmek durumunda kalır.

Schopenhauer bu konuyu enine boyuna düşünen ve yerinde tespitler yapan biriydi.
Schopenhauer'a göre evlilik demek hakların ve özgürlüklerin yarıya inmesinin yanında sorumlulukların da iki katına çıkması demektir. Böylesi bir kuruma birlikte adım atacağınız kimseyi seçerken ince eleyip sık dokumak olmazsa olmazdır. Neticede hayatınızın bambaşka bir dönemine geçiş yapacak, muhtemelen ömür boyu etkisinde kalacağınız bir karara imza atmış olacaksınız. 
Mutlu ve düzenli bir hayat için evlilik, bireylere gerçekten çekici geliyor olabilir. Düzenli bir cinsel yaşam ve bir ömür yalnız kalma korkusu da evliliği çekici hale getirmektedir. Asıl soru, böylesine büyük bir fedakarlık ve özveri gerektiren bir konuma geçmeye değer mi?

Tüm bu olumsuzluklara rağmen asıl olayın aslında bireylerinin türün devamını sağlayabilmek için en uygun ortamı bulma içgüdüsü yattığını düşünüyorum. Günümüzde evliliklerin bitmesinin oranının arttığını da söylememiz mümkündür. Bunun en temel sebebi ise içgüdümüzün mantığa karşı yenik düşmesindendir. Bireyler her ne kadar içgüdülerini takip etseler de, aynı evi paylaşan iki insan birbiriyle sadece fiziksel olarak anlaşabilmesi yeterli değildir.

İlişkiler tuhaftır. Genellikle insanlar karşısındakine değil, kafasında aşık olmak istediği profile uygunluğuna aşık olurlar. Zamanla kafamızdaki "aşık" profili ile karşı taraftakinin davranışı ve tarzının uyuşmadığını gören insanın yaptığı ilk şey, karşısındaki kişiyi değiştirmesidir.

İlişkilerin bitmesindeki en temel olay, karşı tarafı değiştirmeye çalışmaktır. Karşımızdaki kişiyi olduğu gibi kabul etmek yerine, olmasını istediğimiz gibi kabul etmeye çalışmamız ilişkileri sonlandırır.

İlişkiler kıymetlidir. Yeryüzündeki en özel duygulardan biri olan "aşkı" içerisinde barındırır. Acaba bizler birey olarak; "böylesine büyük bir sorumluluk altına girebilir miyiz?" sorusu ilişkinin kalıcılığını belirleyen yegane soru olarak ilişkilerin merkezinde yer alacaktır.

Yazımı Etkileyen Noktalar:
  • Müzik: Amy Winehouse - Back To Black
  • Arthur Schopenhauer - Aşkın Metafiziği
  • TÜİK: Evlenme ve Boşanma İstatistikleri 2016

Aşk



Yaşanmışlıkların en saf ve temiz duygularından bir tanesiydi.
ta ki her birimiz o duyguyu kirletene kadar.

Olanları ve olması gerekenleri
keşfetmemiz gerekirken,
sadece kolumuza takacağımız
birilerini önemseyerek
hayatlarımızı sürdürmeyi seçtik.

Aslında büyük resim,
insanın koluna takacak
biri olmadan da yaşayabilmesiydi.

Yazımı Etkileyen Noktalar: